İzmir  TBMM Çalışmaları  Güncel  Medya  Anket  Albüm  Ziyaretler  Öz Geçmiş  İletişim
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
K.ATATÜRK 

MHP İZMİR MİLLETVEKİLİ ŞENOL BAL'IN

MECLİS KÜRSÜSÜNDEN BÜLENT ARINÇ' A TOKAT GİBİ CEVABI.
Videoyu izlemek için...     Videoyu indirmek için...

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisinin lehinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Şenol Bal.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemize giren GDO'larla ilgili önlemlerin alınması amacıyla, Anayasa'mızın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük'ünün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasının gündeme alınmasıyla ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına lehte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, günümüzde hibritli, GDO'lu ve mutasyona uğramış tohumculuk ve gıda stratejik güvenlik çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu konu, emin olunuz ki askerî, siyasi meselelerden belki daha kalıcı etkiler bırakacak kadar önemlidir. Türkiye'nin bu kritik dönemde köklü bir tarım stratejisi geliştirmesi çok hayati iken, endişe verici gelişmeler sergilenmektedir.

Sayın milletvekilleri, takriben yirmi beş ülkede tarımı yapılan GDO'ların yüzde 99'unun tarımının ABD, Arjantin, Kanada, Brezilya ve Çin'de olduğu ve dünya genetiği değiştirilmiş organizmalar tarım alanının 125 milyon hektara ulaştığı çok büyük bir pazar oluşmuştur. Her 4 patentten 3'ünün Dow Chemical, Monsanto, Aventis, Du Pont gibi firmalara ait olduğu ve genetik tarımının ABD menşeli küresel devlerin tekelinde olduğu biliniyor, aynen hibrit tohumlar, zirai ilaçlar ve ilaç firmalarında olduğu gibi.

Dünyada 1994 yılından beri ticarete sunulan ve insan ve hayvan sağlığına ve çevreye olan zararları bilinen genetiği değiştirilmiş bitki ve ürünleri ülkemize ilk 1998 yılında az bir şekilde girmeye başlamıştı ama 2003 yılından sonra, özellikle 2003 yılından sonra hayvan yemi olarak ithal yoluyla milyonlarca ton girmiş ve girmektedir. Ülkemize ithal yoluyla, sayın milletvekilleri, mısır, soya, kanola, pamuk denetimsiz yani hukuki bir altyapı ve yasa olmadığı için rahatlıkla girmektedir ve hayvan gıdası olarak söylense de bir kısmının insan gıdası olarak kullanıldığı Sayın Mehdi Eker tarafından da açıklanmıştır. Bugün bin beş yüze yakın üründe kullanılan, sucuğundan sosisine, salamına, bisküvisinden pudingine, bitkisel yağına ve çikolatasına kadar tüketicinin tabağına konulan bu ürünler üzerinde maalesef yeterli çalışma yapılmamaktadır. Hatta organik diye satılan bebek mamalarının içinde GDO'nun olduğu Bursa gıda ve kontrol laboratuvarları tarafından da tespit edilmiştir.

İthal etmeyip kendimizin yetiştirdiği domates ve patates gibi sebzeler üzerinde yapılan çalışmalarda bunların GDO'lu olduklarının tespit edilmesi, kaçak olarak ülkemize giren GDO tohumlarının ekiminin yaygın bir biçimde yapılıp yapılmadığını da gündeme getirmektedir.

Ülke olarak yüzde 90 oranında sebze tohumunda, yüzde 75 oranında hububat tohumunda dışarıya bağımlı hâle getirildik. Bugüne kadar GDO'ların ülkeye izinsiz ve habersiz girmesinin önü 2004 yılında kabul edilen Islahatçı Haklarının Korunması ve 2006 yılında çıkarılan Tohumculuk Yasası ile daha da kolaylaşmıştır.

Yeterli laboratuvar altyapısı bulunmayan, yeterli ekip ve kontrol mekanizmasını kuramayan yönetim anlayışı yıllardır bu duruma seyirci kalmış, bu ortamdan çok uluslu şirketler ve onların taşeronu konumundaki dış alım lobileri büyük rantlar sağlamışlardır.

Türkiye'de GDO'larla ilgili mevcut durumu tespit etmek, denetim mekanizmalarını değerlendirmek, GDO'ların insan ve hayvan sağlığına ve çevreye zararlarını ortaya koymak, dünyadaki uygulamalarla karşılaştırmak ve Meclis gündemine geleceği söylenen ama bir türlü getirilemeyen ulusal biyogüvenlik yasasına alt zemin hazırlayabilmek için haziran ayında bir Meclis araştırması önergesi vermiştik ama bugüne kadar bu Meclis araştırması gündeme gelmedi.

Biliyorsunuz Türkiye'nin taraf olduğu Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve eki niteliğindeki Cartagena Biyogüvenlik Protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı. 24/1/2004'te de yürürlüğe girdi. Bu protokole göre 2009 sonuna kadar ulusal biyogüvenlik yasasını çıkarmak zorundayız. Protokolün imzalanmasından sonra beş yıl geçmesine rağmen ulusal biyogüvenlik yasası tasarısı Meclise getirilmemiştir. Bir taslaktan söz edilmiştir. Bu taslağın GDO'ların ekimine ve ithaline izin verdiği söylenmiştir ve büyük tepki almıştır. Daha sonra üzerinde değişiklik yapıldığı söylenen ikinci taslak, maalesef elimize ulaşmadı.

Ulusal biyogüvenlik yasasını Meclise getirmeden 26 Ekim 2009'da yürürlüğe giren bir yönetmelik-le GDO'ların ve ürünlerinin ülkemize girmesi meşrulaştırılmıştır. Evet, sekizinci yıla giren bu ülke yöneti-minde bu iktidar yetkilileri halkın sağlığını hiçe sayarak GDO'lu ürünlerin ithal yoluyla ülkemize girmesi-ni ilgili bir kanuni düzenleme yapmadan nasıl açıklayacaklardır, merak ediyorum

Şimdi değerli milletvekilleri, zirai ilaçta, gübrede, hibrit tohumda dışa bağımlı olan ülkemiz, şim-di de adım adım GDO üreten tekellere mi teslim ediliyor? Bu yönetmelik GDO üretimine izin vermiyormuş, Bakan böyle açıklıyor. Bir süre sonra herhâlde hazmettire hazmettire "bu ürünlere çok para ödüyoruz, ne-den kendimiz ekip üretemeyiz" diye yeni bir yönetmelik hazırlarsınız herhâlde. Bu yönetmeliği -biraz önce de söyledim Sayın Bakana- mutlaka iptal etmelisiniz ve toplumda bu meselenin tartışılmasını sağlamak zo-rundasınız ve bu yasa taslağı Meclise gelirse, konu kamuoyu önünde de tartışılacaktır.

Sayın milletvekilleri, GDO, bir canlının kendi doğasında bulunmayan, başka canlılara ait bir veya birden çok gen aktarılarak farklı karakter veya karakterler kazandırılmasıyla yeni özellikte bir canlı elde edilmesidir. Bugün çoğu bitki türüne farklı genler aktarılmaktadır. Şu anda, dünyada, ticari olarak, hâli-hazırda piyasaya sürülen GDO'lu birinci nesil bitkiler, herbisitlere dirençlilik, böcek ve hastalıklara ve çevresel koşullara dayanıklılık gibi özelliklerin kazandırıldığı bitki türleridir. İşte, mısır, soya, kanola, pamuk, domates, pirinç gibi, insanların ve hayvanların tüketimine ve ticaretine sunulmuştur. Önümüzdeki süreçte, çok daha değişik şekil, verim, besleme, aşı, biyoyakıt özellikleri olan yüzlerce sebze ve meyvenin üretim onayı ve ticari izni henüz tamamlanmamış ama genetiği değiştirilmiş birçok bitki türünün sırasını beklediğini hepimizin bilmesi lazım ve yine genetiği değiştirilmiş hayvanlar gündemde. Önlemlerimizi almadığımız takdirde, bu konuyu bir devlet politikası hâline getirmediğimiz takdirde kobay ülke olarak denenmeye devam edeceğiz ve hem sağlımız hem de paramız yok olup gide-cek.

Sayın milletvekilleri, genetik müdahale yapılmış ürünler potansiyel olarak toksiktir yani zehirlidir. Zararlı ot öldürücü ve böcek öldürücü genler aktarıldığında bitkilere toksik etki ortaya çıkar. Yine GDO'lu tohumlara, kendi kendini imha eden yani tohum şirketlerine sizi bağımlı kılacak şekilde terminatör genler ilave edilmektedir, bunların da toksik etkisi olduğu biliniyor. Bitkilere aktarılan genlerin büyük çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında, bitkilerin hücrelerinin geni taşıyıp taşımadığını anlayabilmek için antibiyotiğe direnç genleri belirleyici olarak kullanılmaktadır. Bu genler, bu ürünleri yiyen insan ve hayvan bünyesinde hastalık yapıcı bakteri ve virüslerle birleşebilir ve insan sağlığı açısından büyük risk doğurur. Yine alerji yaptığı, bu tür genetiği değiştirilmiş bitkilerde alerji vakalarına çok fazla rastlanmıştır. İnsan sağlığı açısından ve çevresel olarak hem ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozulmasına sebep olan, genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin yok olmasını ortaya koyan bu teknolojiyi iyi değerlendirmemiz lazım.

Konunun ekonomik yönleri bir başka. Sosyal ve etik yönlerini de iyi değerlendirmemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bal, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ŞENOL BAL (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de akredite olmuş nitel ve nicel yöntemlerle GDO analizi yapabilecek belki bir iki kuruluştan bahsedebiliriz ama bunlar da çok detaylı şekilde analiz yapabilecek özellikte değildir. Gümrüklerimiz, risk analizi için laboratuvarlarımız hazır değil. Bu hazırlıkların bir an önce yapılması gerekiyor. Yine, Türkiye'nin bu süreçte kendi hukuki düzenlemelerini oluşturması gerekiyor ve ulusal biyogüvenlik yasasını GDO'ların ithalini ve ekimini yasaklayarak çıkarmamız gerekiyor, Cartagena Protokolü buna da cevaz veriyor. Bunun için, konuyu siyah ya da beyaz platformlarda tartışmak yerine risklerin önüne geçebilmek, mevcut durumu tespit ederek gerekli tedbirleri almak, iyi bir denetleme mekanizması geliştirebilmek için geniş çaplı bir araştırma yapılması gerekmektedir. Bu konunun yüce Mecliste görüşülmesinin çok önemli olduğunu ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

      Videolar
Bağlantılar
Genel
MHP
Ziyaretçiler
Toplam :   61782
Bugün :   12
Aktif :   1
Tüm Hakkı Saklıdır © 2007 www.senolbal.com.tr | Tasarım : Linear Yazılım