İzmir  TBMM Çalışmaları  Güncel  Medya  Anket  Albüm  Ziyaretler  Öz Geçmiş  İletişim
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
K.ATATÜRK 

MHP İZMİR MİLLETVEKİLİ ŞENOL BAL'IN

MECLİS KÜRSÜSÜNDEN BÜLENT ARINÇ' A TOKAT GİBİ CEVABI.
Videoyu izlemek için...     Videoyu indirmek için...

MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce Sayın Başbakanın dünkü bütçe konuşması sırasında yaptığı, tamamen, eskilerin tabiriyle "mugalata" dediği laf kalabalığından ibaret konuşmasının çok tehlikeli ve vahim bulduğum bir noktasına temas etmeden geçemeyeceğim. Bu milletin oylarıyla yedi yıldır Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanlığını yapan Recep Tayyip Erdoğan'a hatırlatmak isterim ki: Türkiye Cumhuriyeti devleti 29 Ekim 1923 tarihinde kurulmuş bir devlettir ve nitelikleri 20 Nisan 1924 tarihli, o zamanki ismiyle Teşkilatı Esasiye Kanunu olan Anayasa ile belirlenmiştir.

Sayın Başbakana soruyorum: Siz bu cumhuriyete sahip çıkıyor musunuz, çıkmıyor musunuz? Bu sorunun cevabını vermelisiniz. Sayın Başbakan, "anasırı İslamiye" diye nitelendirilen kurum ise bilindiği üzere, 23 Nisan 1920'de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Siz ya iki kuruluş olayını birbirine karıştırıyorsunuz ya da kastınız var ki bence kastınız var. Bakınız, 29 Ekim 1923'te cumhuriyeti ilan eden Meclis aynı gazi Meclis yani Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Devam edersek, 20 Nisan 1924 Anayasası'nı kabul eden de yine aynı gazi Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Siz neyi sorguluyorsunuz diye sormak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29 Ekim 1923 ve 20 Nisan 1924 tarihli kararlarını kabul etmediğinizi mi ifade etmek istiyorsunuz? Bunu açıkça ortaya koymalısınız. Türk milletinin bu konudaki gerçek düşüncenizi bilmeye hakkı var. Hemen belirtmeliyim ki, Meclisimizin 29 Ekim 1923 ve 20 Nisan 1924 tarihli kararlarına harfiyen sahip çıkıyoruz. Bu kararlarla ortaya konulan varlığı, cumhuriyetin ilkelerini ve felsefesini sonuna kadar siz ve sizin gibilere karşı korumaya kararlı olduğumuzu da buradan duyuruyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, ekonomideki kötü gidişat, gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek artması, işsizlik ve yoksulluk oranlarının giderek yükselmesi, kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasal yozlaşmanın toplumun büyük bir kesimine sirayet etmesi, her türlü şiddetin sokaklara hâkim olması, bunlara bağlı olarak aile değerlerimizin çözülmeye başlaması, muhtaç aile, kadın, çocuk, engelli, yaşlı olan dezavantajlı gruplara hizmet götüren kurumlarımızın işlerini daha zorlaştırıyor. Bir yandan bu konularda çalışmalar sürerken, problem çeşitleri ve sayılarının artması içinden çıkılmaz bir sorun yumağı hâlinde karşımıza çıkıyor. Bu bir kötü yönetimin sonucudur.

Özürlüler İdaresi Başkanlığının ve özellikle Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu, Atatürk'ümüzün kurduğu SHÇEK'in geçmişten gelen tecrübeleri ve fedakârca çalışan kurum elemanlarının özverili çalışmaları sayesinde, yeterli olmasa da toplumsal bu problemlere çare-çözüm çalışmaları sürdürülüyor. Her iki kurumun hitap ettiği dezavantajlı gruplar genellikle yoksulluğun yol açtığı durum olarak ortaya çıkıyor.

Sayın milletvekilleri, kamusal sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal koruma ve sosyal önleme programlarının birbirinden bağımsız olması ve yeterli koordinasyona sahip olunamaması hem kaynak israfı hem de suistimallere yol açıyor.

Yine, ülkemiz için detaylı, anlamlı bir sosyal risk haritasının oluşması mümkün olmuyor. Dezavantajlı grupları özelliklerine göre değerlendirebilecek ve programlar geliştirebilecek sağlıklı istatistiki bilgiler bir yerde toparlanamıyor.

Yardıma muhtaç, yaşlı, kimsesiz, güçsüz, engelli ve özel ilgiye muhtaç vatandaşlara yönelik olarak hâlen farklı bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar tarafından yardımlar yapılıyor. Bu yardımlar bir merkezden yürütülmediği için -son seçimlerde de örneğini gördüğümüz gibi- iktidar tarafından devlet imkânları seçim yatırımına dönüştürülerek oya tahvil edilmiş ve bunlardan da hiç rahatsızlık duyulmamıştır.

Sosyal yardım ve sosyal hizmet programlarının bir an önce çağdaş ve entegre bir sistem olarak tek çatı altında yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, "korunmaya muhtaç çocuk" tanımı yeniden ele alınmalı, ekonomik yoksunluk bir çocuğun korunma ve bakım altına alınması için sebep olmaktan çıkarılmalıdır.

Yuvalardaki çocukların korunma altına alınmasında ilk sırayı yüzde 75 ekonomik ve sosyal yoksunluk teşkil ediyor. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bu konuda yeni bir proje geliştirdi. 25 bin çocuğun ailelerine destek sağlanarak, aileye dönüşler sağlanıyor ama en son bütçeye baktığımızda artan yoksulluk nedeniyle bu projeden yararlanmak isteyenlerin sayısında artışlar olduğunda bu bütçeyle nasıl bir tedbir geliştirilir sormak istiyorum, normal 25 bin çocuğun ailelerine yetmeyen bir bütçeyle?

Koruyucu aile, profesyonel koruyucu aile projesine dönüştürülmek üzere bu konuda denetim mekanizmalarının da oluşturulması gerektiğini, yine evlat edinme işlerinde denetim mekanizmalarının çok iyi bir şekilde işlemesi gerektiğini de ifade etmek istiyorum.

Sevgi evleri, çocuk evleri gibi çocukların, korunmaya muhtaç çocukların toplumla bütünleşmesini sağlayabilecek, şartlarını iyileştirebilecek projelerin de yürütüldüğünü biliyoruz ama burada tekrar sormadan geçemiyorum, sevgi evleri, Çocuk Esirgeme Kurumuna ait olan birçok arazinin, çok değerli arazilerin TOKİ vasıtasıyla bir yerlere verilerek, sevgi evleri karşılığında verilerek Ankara'da örneği olduğu gibi, Keçiören'de Saray Rehabilitasyon Merkezi'nin veya Saray'da yapılacak sevgi evlerinin hâlen tamamlanmamış olmasını da burada sorgulamak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, her yıl en az 500 bebek sokağa terk ediliyor. Genellikle, bu bebekler evlilik dışı ilişkilerden ve ekonomik sıkıntılardan terk ediliyor. Büyük şehirlerde terk olaylarının çok daha fazla olduğunu görüyoruz ne gibi tedbirler geliştiriliyor Sayın Bakan?

Yine, sokak çocukları, sokakta çalışan çocuklar ülkemiz için çok önemli bir sorun. Bu çocuklara ve ailelerine yönelik sosyal hizmetler çok yetersiz. Konumuz çocuk olduğu için, yine son yıllarda evden kaçan, kaçırılan kayıp çocuk sayısı da giderek artıyor. 2009 yılının ilk dokuz ayında 6.161 çocuk kayıp.

Yine, aile içinde ve dışında çocuk istismarı giderek artıyor. Bu konu hepimizin çözüm araması gereken çok önemli bir konu. Cezai müeyyidelerin yeterli olmadığı ortada. Bu konuda caydırıcılık gerekiyorsa ve tedavi yöntemleri gerekiyorsa ve toplumdan uzak tutulacak, cezai yaptırımları artıracak kanun tekliflerinin hâlen komisyonlara dahi gelmediği göz önüne alınırsa bu konuyu tekrar ele almamızın önemini bir kere daha vurguluyorum.

Bugün, Türk ailesi çok yönlü tehdit altında: Fakirlik, işsizlik, eğitimsizlik, aile içi şiddet, istismar, taciz ve kayıp çocuklar bu ülkenin en temel meselesi.

Yine, Çocuk Esirgeme Kurumu personeli açısından sıkıntılar yaşanıyor. Personel sayısının yetersizliği, çalışma saatlerinin fazlalığı, çalışma şatlarının ağırlığı, ücret yetersizliği ve ücret dengesizliği gibi konular ve bu kurumlarda kurum yapısına ve anlayışına uymayan siyasi atamalar sıkıntı yaratıyor ve çalışma barışını bozuyor.

Sayın milletvekilleri, engelli vatandaşlarımızın devlet kurumlarının çıkarılan yasalara uygun hareket etmemesinden şikâyetleri var. 2005 yılında çıkarılan Özürlüler Yasası ve 3 Aralık 2008'de yürürlüğe giren Engellilerin Haklarına İlişkin Uluslararası Sözleşme'yle engelli bireylere sağlanan hakların maalesef tam olarak yerine getirilmediği görülüyor, yani yasal mevzuatın olması, uluslararası sözleşmelere imza atmak meseleyi çözmüyor.

Ülkemizde özürlülerin dünya standartlarına göre daha yüksek oranda olması, bu sayıya her gün yeni insanlarımızın katılmış olması -trafik kazaları, terör, doğal afetler, akraba evlilikleri, yanlış sağlık uygulamaları gibi sebeplerle- bu sorunun ciddi ele alınmasını ve hem maddi hem manevi açıdan toplumun bütününü ilgilendiriyor. Engelliler için henüz eğitim, rehabilitasyon, iş ve meslek analizleri yapılmadığından, engelliler iş yaşamının içinde yeterince yer almıyor, alamıyorlar.

Sayın milletvekilleri, engellilerin sosyal hayata katılmalarının önündeki engellerin kaldırılması için 1 Temmuz 2005 yılında yürürlüğe giren 5378 sayılı Kanun, resmî yapılar, yol, kaldırım, yaya geçidi, yeşil alanlar, spor alanları, sosyal ve kültürel alanlar, belediyelerin toplu taşıma hizmetleri konusunda engellilerin erişebilirliğine uygun hâle getirilmesini 2012'ye kadar öngörüyordu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bal, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ŞENOL BAL (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

…ama bir müeyyide hâlen yok. Bunun için ne gerekiyorsa Milliyetçi Hareket Partisi olarak katkıya hazırız.

Yine ortopedik özürlülerin yaşamını kolaylaştıran ortez, protez, tekerlekli sandalye, işitme cihazı gibi araçların yapılan ödemelerinin geri çekilmesi ve katkı payı alınması, engelli vatandaşlarımızı zora sokmuştur.

Ayrıca, tekrar alım için beş yıl kullanım süresi konulmuştur. Terör mağduru gazilerimizin bile bu konuda çok rahatsız olduğunu, beş yıl için verilen bu tekerlekli sandalyelerin kalitesinin beş yıl kullanmaya müsait olmadığını da buradan ifade etmek istiyorum.

Yine engellilerin özürlerinin tanımlanmasında Dünya Sağlık Örgütünün kriterleri mutlaka dikkate alınmalıdır ve engelli vatandaşlarımız için gerekli personelin yetiştirileceği programların hemen çok kısa zamanda yapılmasının önemini vurgulamak istiyorum.

Sözlerime son verirken, bu iki kurumumuz için 2010 bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bal.

 

      Videolar
Bağlantılar
Genel
MHP
Ziyaretçiler
Toplam :   61634
Bugün :   37
Aktif :   2
Tüm Hakkı Saklıdır © 2007 www.senolbal.com.tr | Tasarım : Linear Yazılım