|
MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın "Yükseköğretim kurumları ile ilgili işlemler" başlığını taşıyan 14'üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün hepimiz, 94 devlet üniversitesi ve 45 vakıf üniversitesi olmak üzere 139 üniversitemizin varlığıyla övünç nutukları atıyoruz Meclisimizde de. Tabii ki bu artış genç nüfusumuzun ihtiyacına cevap verebilecek durumda değil, yetersiz sayıda. Üniversitelerimizde okuyan 3 milyona yakın gencimizin daha fazlası, 3,5 milyon gencimiz ise hâlen üniversite kapılarında üniversiteye girebilme mücadelesi veriyor.
Evet, üniversitelerimizin sayısının artışına itirazımız kesinlikle olamaz. Ama hiçbir altyapı hazırlanmadan, siyasi popülizm ile açılan üniversitelerin, ilmî zihniyetten uzak bir anlayışla kurulmasını da tabii ki tartışmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum. İşte eski okul, resmî dairelerden oluşan binaları ve yetersiz sayıda öğretim elemanıyla nasıl bir eğitim vereceği bu kurumlarımızın ortada değil mi? Bunu bir sorgulamamız gerekiyor. Özellikle, açılan fakülte ve bölümlerin, yüksek okulların, açılan bölgeye uyumlu olmaması ve ihtiyacına o bölgenin cevap vermemesi ve açılan bölümlerin hemen her üniversitede bulunması, bir programsızlığın sonucu değil mi?
Tabii ki, yeni üniversiteler, bölgeler arası gelişmişlik farkının azalmasında da yararlar sağlayacaktır. Evet, üniversite tabelalarını asıyoruz, seviniyoruz, ama şöyle bir de düşünelim değerli milletvekilleri; lise koşullarından daha olumsuz şartlarda olan yükseköğretim kurumunda okumanın gençler üzerindeki olumsuz etkisini ve psikolojik sıkıntısını anlayabiliyor muyuz?
Sayın milletvekilleri, ülkemizin ekonomik darboğazda olduğu, yoksulluğun -her ne kadar Sayın Bakan düştüğünü söylese de- tavan yaptığı bir dönemden geçerken, her türlü zorlukları aşarak devlet üniversitesini kazanan esnaf, memur, işçi, köylü, emekli çocuklarının üniversite tahsilini gerçekleştirirken yaşadıkları dramları, sıkıntıların ne boyutlara ulaştığını biliyor musunuz?
Bu gençlerin hatırı sayılır kesiminin, tahsil hayatlarını devam ettirebilmek için, yurt, burs, iaşe ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından, muhtelif cemaat, tarikat ve ideolojik gruplara mecbur ve mahkûm edildiğini, bırakıldığını, hür ve özgür iradelerine pranga vurulduğunun farkında mısınız?
Bir öğrencinin üniversiteye ilk adımı atmasının en düşük maliyetinin 2.150 TL, aylık maliyetinin, yani en düşük aylık maliyetinin ise 1.500 TL olduğu düşünüldüğünde, bu gençler için neler yapmalıyızı düşünmek zorundayız.
Sadece öğrenciler mi sıkıntıda sayın milletvekilleri; özellikle araştırma görevlileri, uzmanlar, öğretim görevlileri, yardımcı doçentlerin, maaşlarının yetersizliklerinden dolayı, bilimsel araştırma yapmaktan ziyade ek işler üzerine yoğunlaştığını, ek ders ücreti alabilmek için birbiriyle yarıştığı ve çatıştığını biliyor muyuz?

Sayın milletvekilleri, içinde yaşadığımız yüzyılda ekonomik, sosyal, kültürel gelişmemizin en önemli ayağı tabii ki yükseköğretim kurumlarımızdır. Bölgesel güç olmaktan bahsediyoruz, küresel güç olmaktan bahsediyoruz. Bunun yolu, yetiştireceğimiz üst düzey yöneticiler, teknik adamlar, bilim adamlarımız, kısacası, yönetici gruplar ve topluma bilgi taşıyacak, çağı yorumlayacak, toplumu aydınlatacak eğitimli nesillerle mümkün değil mi?
Dünyanın küresel güçlerine bir bakalım. Kendi genç beyinleri yeterli değilse dışarıdan beyin ithal ediyorlar. Bizim elimizde işlemeyi bekleyen çok büyük bu değerli madeni, maalesef, yeterince değerlendiremiyoruz, programlayamıyoruz. Günümüzde zenginlik ölçütü, kişi başına düşen dolardan daha çok kişi başına düşen ortalama eğitim süresi.
Sayın milletvekilleri, toplumumuzun yükseköğretim talebini uzun süredir karşılayamıyoruz. İş ve endüstri sektörlerinde ihtiyaç duyulan sayıda ve nitelikte insan gücü talebini üniversitelerimiz karşılamaktan uzak. Felsefi ve tarihî sosyal derinlik, bilim ve teknolojinin ilerlemesi konusunda, üniversitelerimizin entelektüel bir çaba harcama konusunda yeterli olduğu söylenebilir mi? Kendimize özgü bir model geliştirme çabası bile gösteremedik. Üniversitelerin temel eğitim sorunları var ve bu temel sorunların altında ülkemizde uygulanan, daha doğrusu, uygulanmayan millî eğitim politikası yatıyor.
Bu yüzyılın gerektirdiği dinamik bir yapıyı geliştirmek mecburiyetimiz var sayın milletvekilleri. Hem Millî Eğitim hem yükseköğretim kurumları hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik çıkar hesaplarına alet edilmemeli. Türkiye'de üniversiteler politik kaygılardan uzak olmalı kesinlikle. Üniversitelerin gelişebilmesi için hem üniversitenin kendi içinde hem de YÖK'ün koordinasyonuyla üniversiteler arasında akademik performans sistemi mutlaka geliştirilmeli. Performansa dayalı sistemin kurumsallaştırılması gerekli. Bir rekabet sistemi Geliştirmeliyiz ve Maliye de bütçe artırımlarında bu performansı göz önüne almalı.
Yine, üniversitelerimizin harcama yetkisinde sıkıntılar yaşanıyor. Bütçe kalemleri arasında geçişler daha esnek olmalı; iyi bir denetim mekanizmasının eşliğinde tabii ki.
Bugün tartışıyoruz, üniversitelerimizin önemli bir bölümü ülke ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir yapıya sahip mi? Var olan kaynakları yeterli mi veya kaynak üretme yönünde kendilerini geliştirebiliyorlar mı, kendilerini yenileyebiliyorlar mı?
Değerli milletvekilleri, sayın milletvekilleri, yükseköğretim sisteminin, mevzuatının, yeniden ele alınarak, çağın şartlarına uygun düzenlemelere ihtiyacı var. Evet, YÖK, yükseköğretim kurumlarını planlama koordinasyonu ve denetim görevlerini yerine getirmek işlevine sahip. Peki, değerli milletvekilleri, bizim YÖK ne işle meşgul? Evet, YÖK, iktidara yaranmak için kadrolaşmak ve üniversiteleri ele geçirmekle meşgul. YÖK ne işle meşgul sayın milletvekilleri, biliyor musunuz?
Ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye sokacak yıkım projesine alet olmakla ve üniversiteleri alet etmekle meşgul. YÖK ne işle meşgul sayın milletvekilleri? İktidarın siyasi popülizmine ve isteklerine ne pahasına olursa olsun hizmet adına hukuku çiğnemekle meşgul. YÖK ne işle meşgul, bizim YÖK'ümüz biliyor musunuz Sayın milletvekilleri? Bu ekonomik şartlar nedeniyle okuma imkânları zorlaşan gençlerin harçlarını yükseltme ve üniversitelerin özelleştirilmesi gibi söylem geliştiren Başkanının hobileriyle meşgul. YÖK ne işle meşgul? Hükûmet yandaşı olmayan üniversite rektörlerini cezalandırmak için bütçelerini görülür şekilde kesmekle meşgul. Hasılı YÖK ve özellikle Başkanı, kendini şartlı atayan iktidara vefa borcunu ödemekle meşgul. Kısaca, bu iktidar döneminde hemen hemen her kurumda olduğu gibi siyasallaşma bataklığına YÖK de düşmüştür sayın milletvekilleri. Evet, YÖK, bu yapısı, anlayışı ve bu Başkanı ile üniversitelerin sorunlarını çözebilecek durumda mıdır, sizlere sormak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, yükseköğretimin toplumdaki rolü konusunda, sosyal gelişmede, ekonomideki büyümede, rekabet edilebilir mal ve hizmetlerin üretiminin desteklenmesi ve korunmasında, sosyal bağların güçlendirilmesi ve sürdürülmesinde, kültürel kimliğin şekillendirilmesi ve korunmasında ve nihayet yoksulluğa karşı mücadelede bile yeri doldurulmaz olduğunun bilinciyle...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bir dakika ek süre veriyorum, buyurun lütfen.
ŞENOL BAL (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
…hareket edilmesi dileğiyle, her ne kadar katılmasak da bütçenin hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. İnşallah bu bütçenin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum ama "Bu bütçe kimin?" diye de sormadan geçemiyorum. Çünkü bu bütçeyle, biraz önce Sayın Bakanın da dediği gibi, ekonomik krizin atlatılması mümkün değil, çünkü ekonomik krizin atlatılması için gerekli hiçbir yatırımın bu bütçede olmadığını görmekten de umutsuzluğumu dile getiriyorum.
Saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bal.
|